19/10/2007 - SONAT

Bir türkü ile sessizliği bozuyorum.

Hepimizin bildiği bir pagan türküsüdür bu. Derleyerek dine döndürülmüştür.

Lütfen eşlik edelim, içimizden…

 

SONAT

 

Dünyaya bir daha ne zaman geleceğim Markut!

Hamam tasını bulmak için araladığımda sabunlu gözlerimi,

Mesela, şu an Tanrı’nın olmamı istediği yerde miyim diye sormak için?

 

Hangi kavramlarla yatacağım,

Doğrulatmak için kendimi.

Mesela, şu an içimde alevlenen şehveti dehleyen Mephisto’nun elleri mi?

 

Ben miyim, öteki mi?

Gözlerimi yumduğumda yanımda olduğunu sandığım.

Mesela, şu an –kim tapınmak istiyor? denildiğinde gözlerini yumarak gökyüzüne bakan.

 

-Şimdi de hep beraber!

...

                                                                                        Kırmızıkalem Türküsü

                                                                                (Dille söylenmez ve akorsuz çalınır)

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/6/2007 - IŞIK DOĞUDAN…

 Ne güzellerim vardı içimde. Hepsinin yerleri ve yurtları bellidir. Hepsinin saçları farklı örülmüş.  Kimisinin ayva tüylerini gölgeleyen dövün’ler, kimisinin burkasında gizlenen simsiyah zülüfler… Tanrı Shiva’ya ulaşabilmek için beni karşılayan kadınlar, Allah’ından razılık için beni doyuracak kadınlar, Cinvat köprüsünden geçmek isteyen kadınlar… Alınlarında bindi, bakışlarımdan uçacak serçe korkaklığı… kadife kadife tenlerinde simli işlemeler.

Ne bilgelerim vardı içimde. Hepsinin bulundukları yere ait olan bakışları… Gözlerindeki cinsiyet baskınlığı ve hayatla harmanlanmış dalgınlıkları. Sakalları uzun, elleri etli ve tırnaklı kocamandır. Hepsinin de içinde Tanrıdan başka düşüncenin olmadığı ihtiyarlar. Ellerinde Japamala, ellerinde Tespih ve yükselen yakarışlar: Hare Krishna , Hari Rama tut kollarımdan uçur beni….   

                                          

                                                    ~~~~~~~~~~~

“Işık doğudan gelir”… Bir gün bu ışığın geldiği yere doğru gitmek için can atıyorum.  

(Dikkat: Çocuklarınızın miskin, ölene kadar ayın on beşi hali görmeye mahkum,    heyecanı kalmamış, yaşamak için küçücük memleketlere boynundan zincirle bağlanmak zorunda kalan, memurlar familyasından olmasını istiyorsanız; lütfen seyahatname ve gezi notları okutmayın. Eğer çocuğunuzun elinde Panait İstrati, Arminius Vambery, Ömer Lütfi (1879 - 1942)...vs. isimleri görürseniz derhal okuluna başvurun, onlar çocuğunuzu eğitim ve öğretime uygun hale getireceklerdir.

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/5/2007 - "YALNIZCA E-SİTEM"

     Yavaş yavaş uyanıyorum. Yavaş yavaş... Bütün sessizliği boğuyor içimde kuduran deniz. Sonra şakaklarımdan şıp şıp damlıyor korkudan.  İçimin bir yerlerinde portakal yetiştiren bir adam, hemen yanı başındaki ağlama duvarını çekiçle dövüyor. Tak tak... tok.  Saint Simon görmemiş(okumamış) bir maymun gibi bir liberallerin kuyruğuna basıyorum bir de kıllı göbeğini kaşıyan kısa bacaklı adamların...Tüh be! Ne yaptım ben böyle. Sakalını yolacaktım aydedenin. Ben "sözde değil özde" paganist olmak istiyorum. Tanrım kurtar beni bu "çoğulcu demokrasi"lerden. Ve Tanrım beni modern insanın "sınıf sorunları"ndan koru.  Ben  "Teneke Trompet" çalıp halay çekmek istiyorum. Tıs tıs tıısss!

   Yani işin özü; ne güzel suya sabuna dokunup sıvazlıyordunuz ama,
bu sefer gerçekten incittiniz belimizi! Tey tey teyy!!!!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/12/2005 - WHAT THEY WANT

    

Boynunda bir aslan terbiyecisinin kırbacıyla işlenmiş gaddarlık varken, bir karabatak   gibi çırpınıyoruz yağdanlık içinde dostlarım. Sonra saçma tanelerini göğüsleyen yaban ördeğinin babacanlığını övüyoruz.  Ve arınmış yeryüzü adına yaptığımız tüm temizliği haykırarak avutuyoruz kendimizi.  Birazdan kalkıp anlatacağım çocuklara, nasıl iyi insan olunurun abc’sini.  Böylece tek bir soru bile gelmeyecek “içimizdeki iblis nerede yaşar” diye.
Dünyada bir tek kötü insan kalmayana dek savaş dedi “Big Brother” bizlere. Bizde dünyanın tüm mazgallarını öyle genişlettik ki, korkmayın. Bütün tarih kitaplarına kazanılan topraklarımızı yazdık.  Muhtemelen sormayacaktır hiçbir çocuk  “Açe Sumatra neresi?” diye.  

Ağzımdaki çakıl taşlarını dilimin altına atabilirsem çok acı konuşacağım, biliyorum. O zaman ben de Sam Amca’nın parmağının asıl hedefinin, bizim kaba etlerimizin arası olmadığına ikna edeceğim onları. Dilimi kelepçeleyecek olan “Big brother”,  vicdanımı da avuçlarının arasına alıp ezecek midir, Ebu Garib’de olduğu gibi…

Öyleyse bir şarkı daha öğretmeliyiz çocuklara;

“Hey, Teacher, leave those kids alone

All in it’s just another brick in the wall,

All in all you’re just another brick in the wall…”

                                                         Pink Floyd -The Wall

Kırmızıkalem

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/12/2005 - ÖYLEYSE GİR IŞIKLI BAHÇENE

   Tagore’u ne kadar tanımazsın. Tanı. Ve belki de, Virgilius sana tüm mistik acılarını anlatmadı. Dinle. Ben “ne değilim” diye soruyor gözlerin. Sen ne Yahya’nın heybesinde kurutulmuş balıksın ne de Ebu Zer’in elinde bir dilim ekmeksin. Sen bir süredir uyanmakta geç kaldığına inanan bilinçsin. Düşlerine tutunmaya çalışan, iyi eğitilmemiş kaldırım savaşçısı mesela. Öyle ki mızraklarını sapladığında, insanların parmak uçlarından kaldırım kurtları çıkartır. Biraz ışık için dilendiğini görüyorum. Yazık.

   Güneş Ülkesi’nden kendi bahçene ışık toplamaktasın kalbim. Işıklı bahçede rengi bozarmış güllerimi budarken birden fark ettim de, yutağımdaki dikenlere  takılıp kalmış bir bülbül canhıraş bir halde dua ediyor: Dum spiro spero*.

   Işığı gördükçe yanıp sönen fırıldakları oynuyoruz. Sokak lambalarında yazıyor elif, hayatı okumak da ne kolaymış neonlardan. Ve ayağı toprağa değdiğinde tedirgin olan adamları düşün. Sarsıl. Ben bütün bunları ıslıklıyorum. Ağılı gözleri gözlerime batmış çoktan, dudaklarım sıkıca kapmış sigarayı ve elimde keçiboynuzu ile yürüyordum…

Sizin de gözlerinize beton yongalar kaçmıyor mu?

   

Hepsi bir kenara ben size bir şarkı mırıldanayım;

“Ya dışındasındır çemberin

Ya da içinde yer alacaksın

Kendin içindeyken kafan dışındaysa

Çaresi yok kardeşim

Her akşam böyle içip, kederlenip

Mutsuz olacaksın…”

                                               -Bir şarkı-

  Kırmızıkalem

* Nefes aldığım sürece umuyorum

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/12/2005 - MEİ VİSCUS SECO, ERGO SUM.

 Cehennemim de cennetimden alınma benim. Duvarlarımı yıkıp geçti kendi isteğiyle. Önüne atamadım kendimi, beni de esirgesin diye kendinden. Şimdi ellerimi bile uzatmak istemiyorum, neden? Dilinin darbukası dönüyor durmadan da ondan. Bir roman havası tutturmuşum kendime. Çakırkeyif uzatıyorum elimi falcılara. Sen tutmazsan kim tutar gözlerimin yaşını. Elinde çanak çömlek bekliyor. Bıraksam kaybolacaksın biliyorum, bıraksam gök kubbeden bıldırcın eti ve kudret helvası yağacak. Açıkta kalan tüm yerlerim kavuruyor ruhumu.  Büyük günahın tevbesi de büyük olur.

           

Kantar kantar çekiliyoruz Rabbin ipi ile şirin kuyudan. Şimdi ne karanlığa alıştırdın kendini ne de asma yaprağı dokudun ellerinle. Bırak cennetin yaşasın cehenneminin içinde. Şimdi yukarı bak! Yetişmek ne mümkün elma ağacındaki acem şalına. Artık bunları da bırakıp yoluna bakmalı insan. Mei viscus seco, ergo sum. 

Golas empula yulun
Holo çima çimasen
E cuma memiyuci
Nosi gogişaşasen”  

-Dağdan bulut yükseliyor- Halk Türküsü

 

Kırmızıkalem   

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/12/2005 - PROZAK SUYUNA EKMEK DOĞRAMAK: CİDDİYET-İ UMUMİ

  

     “Çelişki! Kuşkusuz! Mademki  yalnız çelişkiler içinde ve çelişkilerle yaşıyoruz,mademki yaşam bir trajedidir,trajedi ve utkusuz ya da utku umudu olmayan sürekli bir savaşımdır,yaşam bir çelişkidir.”                                      

                                                                                                   - M. De Unomuno

      Bir çok şey için fazladan kahrediyoruz kendimizi. İnsan ki,  kendi kadranı üzerindeki her türlü ızdırabını yaratma, onunla boğuşma ve yine ona yenilme ya da onu  yenme yetisiyle donatılmış müthiş varlık. Bir kurmaca ilahı! Evrende onun kurmacası içine girmeyen ne kalmış olabilir ki? Bunu bilmek çok zor. Hüzünlerin, sevinçlerin, savaşların, aşkların ve yalanların ucundaki ipten bizler tutuyoruz. Ve onlara sımsıkı yapışmışız. Dertlerin, merhemlerin, tarihin ve geleceğin kurgusu bizde! Geçmiş bizlerden başka ne ki? İyinin ve kötünün zinciri elimizde ve onları her meydanda deliler gibi koşturuyoruz. Bizi yaşadıklarımızın tatmin etmediği çok açık. Ve yaşamadıklarımızı yaratmaktaki ısrarımızı görmemek delilik.

“Her şeyi, her an  ciddiye alabilirim;  o yüzden zırhını  bana karşı asla indirme…”

                                                                             - Bir insanoğlu id sözü -

Ne kadar “absürde” kalıyoruz yukardan bakıldığımızda bilmiyorum. Ama Tanrı’yı çok fazla güldürdüğümüze eminim. Sonra diyorum ki ; ne bloğu hangi tarla kuşu, gerçek ne? Hayatın hangi kefesinden tartıldığını ne biliyorsun? Kocaman bir dünyasın işte, hem çok şeysin hem de bir hiç. Hepsi bilinçten, her şey bilinç dışı. Yığınlar, sivil inisiyatif ve oğlak dönencesi;  az pişmiş yumurta tadında siyaset budalalığı, kendi anne ve babasını seçmekten aciz insanların ırk kavgası. Doğduğu şehrin dışında sudan çıkmış balık olanlar.  Hükümlerimiz mızrak gibi, bilemekten kim vazgeçmiş onu. Onlar ki kılıç yarasından derin işler zihnimize. Ah babalarının şuurlarından öte geçemeyen oğlanlar. Dünya sizden daha yavaş dönmüyor. hepsi bilinç ama hepsi. Nereye doğru döndüğümüzü kimse bilmiyor.

Herkesin en sonunda tıklayacağı bir blog var dostlarım.  Onu da sırtınıza yasladıklarında hissetmeyeceksiniz bile…

-ne komik,ne saçma ,ne acı, ne ciddi ve ne harika bir son bizimki… 

                                                                                                      Kırmızıkalem

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/12/2005 - ZİHİN AMELİYATI

  

Karar verdim zihnimdeki kötü düşünceleri aldırmaya. Rahat ederim o günden sonra yastığa başımı koyduğumda. Hem nasıl olsa çıkmayacaklar mıydı bir yolunu bulup oradan. Ben de böylelikle konuşurken daha dikkatli olmak zorunda kalmam. Gözlerimi daha çok dikerim karşımdakinin gözlerine. Ve artık daha rahat küfrederim “geçmiş olsun” günlerime. Ne güzel de yattı aklıma. Neden daha önceleri düşünmedim ben bunu. Hemen şimdi aldırmalıyım, hepsini.

Doktoru, en ufak bir parçasını dahi bırakmaması için tembihlemeliyim. Zira iki sayfa metin görse çoğalıyor dürzüler. Hasta kalbim seni ne çok ihmal etmişim ben. Artık hiçbir topluluk için ağlamayacak ve hiç bir insan için üzülmeyeceksin. Bütün türettiklerimi aldırıyorum. Zihnime, badem içi, baldıran şerbeti ve kavak yeli dolduracağım. Oradan esen serinlik tüm ruhuma huzur verecek ve hasta kalbim eskisi gibi terlemeyecek.

Bir daha asla anlam arayışına kalkmayacağım. Kendini,  gerçeği aramak adına hayatın her gözeneğine yollayan ve fütursuzca arayış içindeki zihnim artık dur. Seni, şimdiye kadar içirdiğin ağılardan ve erdem avuntularından dolayı itham ediyorum. Bak artık avuçlarım terlemiyor ve gözlerim de küçüklüğümdeki kadar iri değiller. Senin kafesini örmenin vakti geldi. Bunu da hatırlatmalıyım doktora.

Artık elimde bir nodul ile  yürüteceğim aklımı. Kendi iyiliğim için bu şart. Etrafımda, yaptığım büyük yanlışları görmek, zihnime dürteceğim sivri metalden daha az acı vermeyecek biliyorum. Aklımda hiçbir korku olmaması ne acı. Şimdiki söylediklerimden tedirgin olan kimse yok, zihnimde herhangi bir telaş da yok. Kalbimi saran bir titreme var. Gözlerim belli belirsiz odaklanıyor üzerimde ki spotlara.

 ……………

   -Doktor! Biraz daha yer açmalısın kalbime de. Tekrardan ağız dolusu gülebilmek  ve eskisi gibi rüyalarımda hiç durmadan uçmak için biraz dua mayalayacağım ona.          


-Akıl Duaları-

Kırmızıkalem

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/12/2005 - ŞVENA, ARARUR VE KDİN: YA DA NASIL HAYVAN OLUNURUN ABC’SİNİ ÖĞRENMEK

      Şvena hayvanlıktan nasibini alamamış bir hayvandır. Bunun için onu suçlamadan önce etrafdaki tüm hayvanların küçük oltanın ucundaki büyük balık kadar saf olup olmadığına bakmak gerek. Aslına bakarsanız bu civardaki hayvanların çoğunda bu hastalık kalıcı gibi gözüküyor. Hırlamalar olağandan fazla ve gök gürültüsü kadar fazla ses çıkartıyorlar. Şvena ise her defasında kendi vücudunun çürümeye yüz tutan yanlarından koparıp afiyetle yemeyi alışkanlık edinmiş. Sonra sindirdiği bu atıkların yeni larvalarını kıçından çıkartıp eksik yanlarını tamamlıyor. Bu hastalık iç organlarına büyük bir acı verse de o bundan keyif alıyor. Şvena’nın kendini çürüyen yerlerinden tamamlaması ile yüzündeki kırışıklık zamanla artıyor ve gözleri daha fazla sabitleniyor. Yaşadığı klan içinde dayanılmaz bir koku yayarak sağladığına inandığı ayrıcalık, uzaktan bir toz bulutu kadar keskin gözükebilir. Ama şvena’da özgün ve ayırt edici kutsallıkta bir hayvansallık bulmak mümkün değildir. Şvena yaşantısındaki tüm acıklı durumları bölgedeki diğer hayvanlara ve ulu yaratıcı Arihma Tunu’nun ona çizdiği menkıbeye dayandırır. Yılın bu mevsiminde yeryüzündeki tüm Kdin’lerde benzer davranışlar görülmesine rağmen Şvena bu tür içinde farklı davranışlarıyla bir çoğundan ayrılıyor.  

       Şvena’nın tüm hayatını mercek altına almanın hayvanlık tarihi adına bir anlamı olduğuna inanmıyorum. Bütün Kdin’lerde görülebilen ve yeryüzündeki her Ararur için dayanılması güç acılar yaratan; diğer taraftan da hayvanlık tarihi kadar da eski bu hastalığın hiç tedavisi olmamış. Kutsal metinler der ki; “Arihma Tunu yeryüzünde Ararur’un çeliğine su katmak için onda olmayan hastalıklar yarattı. Ve bunda Tunu’ya ulaşmak için sabır dolu geçitler bulabilirsiniz. Kötü kokular geldiğinde deliği tıkarken hakikati asla unutmayın.”  

       Gözlerimizde parazitlenmiş acıma hissini bir yana bırakırsak ormandaki hemen her hayvanda benzer hastalıklar görmek mümkün. Şvena üzerinde durmamızın nedeni, türü içinde hiç de olağan olamayan davranışlar sergilemesidir. Bölgenin ve ormanın hemen her yeri enstitü olmasına rağmen hayvanların çoğunda rahatsız edici koku ve leş yeme alışkanlıkları olması ormandaki her hayvanı rahatsız ediyor. Hatta ormanda bir enstitü mezunu olmayan hayvan bulmak oldukça zor. Şvena da onlardan biri.  O da tüm hayvanlar gibi Arihma Tunu’ya yakarıyor ve aman diliyor.

      Hayvanların heybelerini doldurmadan, onları kıçlarına örtmek için parçaladıkları görmek hepimizi ürkütüyor. Hem ormanın içindeki hem de dışındakilerin kabuk değiştirmelerini geciktiren bu hastalık zamanla Toy’ların da kanına girecek ve tüm Ararur ve Kdin’lerin geleceğini tehdit edecektir. Kokuşmuş yanlarından mide asidi yoluyla yeni larvalar üretmek eski bir yöntem. Kutsal metinler bunu şöyle anlatır;” yuttukları kendi gönleriydi, kurtçuklarla beslendiler ve tüm iyi damarlarını iğdişleyip köhneleştiler, kokuları yeryüzünün dibine kadar vurdu.”  Şvena hayvanlığını yaşamamış olabilir, onun bataklıktaki sineğin mücadelesi kadar mücadeleci olmadığı da bir gerçek, ancak hayvanlık tarihi büyük bok bulutlarının böyle münferit olaylar neticesinde ortaya çıktığını doğruluyor. Ve böylesine önemli hayvansal hareketliliklerde ise eşeklerin entelektüel ve mağrur duruşlarının ardındaki mücadeleci kişiliklerine ihtiyacımız vardır.  Eşeklerin ormanın dehlizlerinde ellerinde kağıt, kalem ve dişlerinin aralarında dünden kalma saman çöpleri ile yarını tartışmaları ürkütücü olabilir.  Ama onlardan başka geleceğimiz için harekete geçebilecek yeterlikte hayvan bulmak oldukça zor.  Onları katırların inatlarından ve atların doru haylazlığından tenzih ederim. Bütün hayvanlara gerçeğin iki heceden ibaret olduğunu anırmalı ve pis kokan tüm delikleri kuyruklarıyla tıkamalılar. Bütün gerçekleri söylenmemiş yalanlardan korumalıyız dostlarım. Şvena’yı esir alan hastalık içimizdeki kurtçuklardan başka nedir ki? Ve kutsal metinler şöyle lanetler yaşananları;”İçindeki samanı unutacak kadar başkalaştın mı? Öyleyse lanet olsun kendi parçalarından yabancıları esirgeyip kendi yiyenlere.”   

   Hayvanlık Tarihi

 Şvena, Ararur ve Kdin: Ya da nasıl hayvan olunurun abc’sini öğrenmek

I. Bölüm

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/12/2005 - ÂRAFTA

Perde!

 (Sıyrılıyor göz kapaklarımız yavaşca. Seyirci pür dikkat göz bebeklerimize bakıyor. Gözlerimiz kararıyor ve sonra birden kan çanağına dönen gözaklarımızın ardından ani spot ışıklarıyla bönleşiyor gözlerimiz.)

—Sıradaki sen misin Dinyata? O halde üzerindeki tüm iyi niyetlerini çıkar ve masaya koy.

—Aklıma gelmeyen bir çok iyi niyetim var benim. İçimden hiç geçmemiş , solmuş iyi duygularım mesela. Hepsini sularım söz. Alacak mısınız onları da?

-…

—Hepsini göğüslerimde sakladım. İşte hepsi burada, nasılda kocaman oldular, sırf bu yüzden. 

(Dahulu gözlerini kıpmadan yanı başındaki giyotini işaret etti.)

—Kullanmadığın tüm hislerini sevgili Dinyata, bunu benimle asla tartışma.

(Dinyata’nın aklına gelmeyen tüm iyi niyetlerini giyotinle aldılar. İçinden geçmemiş ve kalbinin bir yanında pörsümüş tüm iyi niyetlerini. Sonra, onu saldıklarında sendelemeden yürüdüğünü gören tüm Zagundi halkı sevindiler içlerinden.)

 

—Sıradaki

—Adım Mnogom, 33 yaşındayım ve tüm iyiliklerin babası olduğuma inanıyorum. Bana fazla acı vermeden temiz yüreğimi bana bağışlayın.

—Bütün kadınlar gibi, bütün erkeklerde aklından asla geçmemiş güzel şeylerini çıkaracak Mnogom. Kapıdaki kitabe açık, neden anlamak istemiyorsunuz. Âraf’ta dahi pazarlık yaparak kendini küçültme.

—Duyduklarım bunlar değildi. Bana aşağıda söylenenler “asla kendinden verme”  ve “ışık senden doğmuyorsa necis’dir” oldu. Beni bununla mı suçluyorsunuz.

-Seni kimse suçlamıyor. Yalnızca asla aklına getirmediklerini alıyoruz zihninden ve sadeleştiriyoruz kalbini. Hepsi bu işte. Artık yalnızca kendi bulduklarınızla yaşayacaksınız. Aramadığınız ve bulmaktan kaçındığınız şeylerden sıyırıyoruz sizi.

-…

—Birazdan rahatlayacaksın Mnogom, inan bana.

(Mnogom’un aklına gelmeyen tüm iyi niyetlerini de giyotinle aldılar. O da sendelemedi. Zagundi halkı onu da alkışladı. Eskisi gibi yeryüzüne ve gökyüzünü çok fazla çevrilerek, onu rahatsız eden göz bebekleri yoktu artık. Her şey sabitti ve parmak uçlarında yürüyen Zagundi halkından başka hareket eden hiçbir şey yoktu Ârafta.)

                                             21.yy. da yazılmış Madrabazlar Tarihi’nden –

                                                    kirmizikalem'in cinneti I. bölüm 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

My Gulliver

KIRMIZIKALEM, GENÇ SİVİLLER VE SİYASAL UFUK HAREKETİNE DESTEK VERİYOR... gençlik

Waiting For The Miracle

Dance Me To The End of Love

Brooko

  • delilik
  • erasmus
  • turk aydini
  • yalnizlik
  • Hallelujah

    Jools Holland

    Closing Time

    Moloko Drencrom And Droogs

    ikona
    girlhasnoname
    visne
    TuLuAt
    kutguni
    geda
    GilthonieL
    yansimalar
    Agnia
    joezombi
    sebnomme
    nilgunkalelicicek
    missingis
    kupavalesi
    midye
    luisvives
    acceleration
    pijamalicekirdek
    kalemzen
    memedini
    Free Hit Counter
    Number of online users in last 3 minutes
    used cars